Röportaj: Doç. Dr. Dilara Özer ile ‘Engelleri Kaldırmak' Üzerine…


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO), engelliler için fiziksel aktivite alanında Türkiye'de yapılacak ilk yoğun programa ev sahipliği yapacak. Yaklaşık bir yıldır hazırlıkları devam eden program, Temmuz ayı boyunca Dardanos Yerleşkesinde yapılacak. Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti ve İtalya'dan da öğrenci ve öğretim elemanlarının katılacağı projenin koordinatörü Doç. Dr. Dilara Özer ile Türkiye'de engelli bireyleri, yaşadıkları sıkıntıları ve bu alanda atılması gereken adımları konuştuk...

Hocam merhaba… Biz sizi engelliler için yürüttüğünüz projelerinizle tanıyoruz; siz de biraz kendinizi tanıtabilir misiniz?

BESYO'da olduğum için herkes beni beden eğitimi ve spor hocası zannediyor ama ben aslında Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi ve Eğitimi mezunuyum. Yüksek lisansımı da 'çocuklarda motor gelişimi' alanında yaptım. Motor gelişimi de çocuk gelişiminin önemli alanlarından biri. Spor bilimleri açısından baktığınızda da temel alanlardan birisi motor gelişim. Buradan önce Akdeniz Üniversitesinde çalıştım. Engellilere yönelik çalışmalarım da orada başladı. Yüksek lisansımı bitirdikten sonra böyle bir imkanın doğmasıyla Akdeniz Üniversitesinde motor gelişim dersine girmem istendi. Bu da BESYO'da çalışmama sebep oldu. Beden Eğitimi Spor Yüksekokulunda engelliler için beden eğitimi ve spor alanında bir ders konuldu. Ki o zaman 1995 yılıydı lafı bile edilmiyordu böyle şeylerin.

Motor gelişim nedir?

Çocuklarda hareket becerilerinin kazanılma süreci. Doğum öncesi dönemde başlayıp hayat boyu devam eden, baş boyun kontrolüyle başlayıp yürümeye öğrenmeye gelen ve devam eden bir süreç. Bunu takip eden dönemde de spor becerileri dediğimiz beceriler. Akdeniz Üniversitesinde iken 1995'te Engelliler için Beden Eğitimi ve Spor dersine girmeye başladım. Teorik dersleri okulda yapıyorduk; uygulama derslerinde de ilköğretim okullarındaki özel gereksinimli çocukları bulup onlarla çalıştık. Bu uygulama dersleri sırasında da okullarda bu çocukların karşılaştığı problemleri daha yakından gözlemleme imkanım oldu. İlköğretim okullarının koşulları özel gereksinimli çocukların ihtiyaçlarına uygun değildi. Çocuklar bizi büyük sevinçle karşılıyorlardı çünkü spordan hareket etmekten çok hoşlanıyorlardı. Genelde sınıf ortamında oldukları için; bunu öğretmenleriyle pek yapamıyorlar. Fakat bizim öğrencilerimiz gittiğinde koşuyorlar, atlıyorlar zıplıyorlar ve büyük keyif alıyorlar.

Belki öğretmenler her hangi bir kazaya sebep olmamak düşüncesiyle engelli öğrencilere spor yaptırmaya çekiniyordur...

Herkes bildiği alanda yardım etmeye çalışıyor, öğretmenler bunun için eğitim almamışlar. Ne yaptıracaklarını bilemiyorlar. Dolayısıyla gördük ki çocukların bu alandaki ihtiyaçları yeteri kadar karşılanmıyor, bir açlık var çocuklarda. Öte yandan bakıyoruz ders programlarına; matematik, Türkçe… Çocuklar o derslerde çok zorlanıyorlar. Bizim derslerimiz hem çocukların daha kolay başarıya ulaştıkları dersler hem de keyif aldıkları çalışmalar. Öncelikle bu problemi gözlemekle başladı bu çalışmalarımız. Sonrasında baktık ki bizim üniversitede çok güzel imkanlar var. Bir sürü genç insan var, kapalı yüzme havuzu, açık ve kapalı spor alanları… Niye olanaklarımızı ihtiyacı olanlar için kullanmayalım diyerek gönüllü bir çalışma başlattık.


Nasıl bir çalışmaydı bu hocam?

İki gönüllü öğrencim ve ulaştığımız engelli ailelerle havuzumuzda yüzme programını başlattık. Yılın sonunda 30 çocuğumuz ve 30 gönüllümüz vardı. BESYO festival alanına dönüyordu; çocuklar spor yapıyor, aileler havuzun etrafında çocuklarını izliyor... Ertesi yıl yüzmenin yanına farklı branşlara açıldık. Sonrasında da 70 çocuk ve beraberinde 70 ailelik bir programa dönüştü. 7 yıl kadar devam ettik. Bu arada aileler birbirleriyle dertleşmeye başladı, aileler arasında kendiliğinden bir psikolojik danışma hizmeti yürür oldu. Aileler deneyimlerini paylaşıyorlardı. Ve sonrasında bunu dernekleştirip bir statüye kavuşturmak istedik, kurduk da. Böylelikle üniversite-sivil toplum işbirliğiyle bu öğrenciler 7 yıl boyunca spor çalışmalarına katıldılar. Ayrıca, İş-Kur'dan destek alarak hazırladığımız projeyle mesleki beceri kazandılar, çalışıp kendi paralarını kazandılar.

Fiziksel engelleri konuşuyoruz ama işin bir de psikolojik tarafı da var...

Antalya'da özel olimpiyat oyunları düzenliyorduk; sadece bizim çalıştığımız 70 çocuk değil, tüm özel eğitim okullarına giden çocuklar geliyorlardı.

Festival şeklinde organizasyonlar yapıyorduk, katılan bütün çocuklara madalya veriyorduk. Bunlar çocukların özgüvenini besleyen, kendilerini iyi hissettiren önemli aktivitelerdi. Hem ailelerin çocuklarına dair algılarında önemli değişiklikler olduğunu fark ettik hem de toplumun, özellikle öteki çocukların. Engelli çocukların o madalyalarla okullarına gitmesi, diğer çocukların bu çocuklara bakışını çok değiştirdi. Basketbol oyunundan madalya almış bir engelli çocuk, okul bahçesinde basketbol oynayan diğer çocuklarla kaynaşma imkanı buldu böylece.

Hocam siz "engelli" ifadesini mi kullanıyorsunuz; ya da tercih ettiğiniz başka kelime var mı? "Engelli" sözcüğü; zihinsel, bedensel tüm engelleri kapsıyor mu?

Terminolojik açıdan farklı kelimeler kullanılabilir. Genelde son yıllarda "engelli" terimi daha çok ön planda; o yüzden kullanıyorum. Yoksa benim tercih ettiğim terim; "özel gereksinimli çocuk". Bu tanımın içine çok farklı engel grupları girebiliyor. Eğer herhangi bir fiziksel yetersizlikten dolayı yapması gereken hareketleri yapamıyorsa, kullanamadığı organ varsa buna "özürlü" deniyor. Bu aktivite nedeniyle sosyal yaşamdan kopuyorsa, eğitim olanaklarına ulaşamıyorsa, toplumun kendisinden beklediği rolleri yerine getiremiyorsa da "engelli" deniyor. "Engellilik" daha üst düzeyde bir etkilenmeyi belirtiyor. Genel olarak "özel gereksinimli birey" demenin daha kabul edilebilir, etiketlemeden de uzak bir terim olduğunu düşünüyorum. Herhangi bir yaş aralığı yok, eğer bu saydıklarımız geçerliyse bireyler ömür boyu "özel gereksinimli bireyler" kategorisindedir. Bu kişiler için olan aktivitelere de yurtdışında 'uyarlanmış fiziksel aktivite' deniyor. Çünkü bu sadece engellileri kapsamıyor; yaşlı insanlar için de spor yaparken özel bir dikkat gerekiyor, onlar da her aleti kullanamıyor.

Türkiye'deki özel gereksinimli birey sayısı kaçtır?

Türkiye İstatistik Enstitüsünün Başbakanlık Özürlüler İdaresi ile yaptığı bir çalışma var; buna göre nüfusun yüzde 12.29'u bu kategoriye giriyor.

Toplumun yüzde 12'sinden bahsediyoruz ama dışarı çıkıp sorsak; kimse 12 demez, oranlar çok daha az gibi geliyor bana...

Evet; çünkü görmüyoruz; dışarı çıkamıyorlar. Bir başkasına bağımlılar. Yurtdışına çıktığımızda, bu alanda çalışmayan arkadaşlarımız hep şunu söylüyor: "Hocam bizde bu kadar çok engelli yok. Burada çok fazla var". Aslında orada daha çok değil, onlar dış mekanlara kendi özgür iradeleriyle daha kolay ulaşabiliyorlar. Onların önündeki engeller bizim önümüzdeki engellerden daha az. Esasen 2005 yılında AB uyum süreci çerçevesinde yapılmış bir anlaşmaya göre Temmuz ayına kadar tüm bu engelleri kaldırmamız gerekiyor. Bir aydan az zamanımız var. Engellilere problem yaşadıkları şehirlerde o şehrin belediyesine dava açma hakkı doğuyor.

İşlerliği olacak bir uygulama mı bu?

Muhtemelen tarihi yeniden ileri atacaklar ama şunu görüyoruz ki hala ciddi engeller var ülkemizde.

Sizin yurtdışı tecrübeleriniz de var; başka ülkelerde nasıl bu durum?

Geçen yıl YÖK'ün üç aylık programından yararlanarak Texas Woman's University'ye gittim. Oradaki uygulamaları izledim. ABD bu alanda en üst düzenlemelere sahip olan ülke. Öncelikle özel eğitim kanunları çok farklı. "Beden eğitimi ve spor derslerine katılmak bütün engelli çocuklar için temel bir haktır" diyor. Özel eğitim sisteminin içine beden eğitimi hizmetini koyuyor. Bu, hem o alandaki kişilere istihdam alanı sağlıyor; hem de çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasını sağlıyor. İkinci madde olarak, sporda eşit fırsatlar sağlanmalıdır deniyor. Bir diğer maddede de bireysel beden eğitimi programı uygulanmalıdır diyor. Bu üç madde çok şeyi değiştiriyor. Okullarda çocuklara inanılmaz hizmetler var. Beden Eğitimi öğretmenleri bireysel eğitim vermek üzere görevlendiriliyorlar. Ayrıca bu dersler ortak yapılıyor; özel eğitim sınıfındaki çocuklarla ilköğretim grubundaki bir sınıf eşleşiyor ve yıl boyunca beden eğitimi derslerini birlikte yapıyorlar. Aradaki arkadaşlığın ve kabulün gerçekleşmesi için çok iyi bir fırsat. Bizim ülkemizde bazen okul yöneticileri çocukların teneffüse çıkış saatini bile değiştirebiliyorlar. Yeter ki birbirlerine zarar vermesinler diye kaynaştırma ortamına büyük zarar veriyoruz. Yurtdışında ise kaynaşma ortamını daha aktif ve etkin hale getirebilmek için çözüm yolları aranıyor.

Çanakkale'de ve ÇOMÜ bünyesinde ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz?

Şu an ÇOMÜ'de de Engelliler İçin Beden Eğitimi ve Spor dersimiz var. Bu dersin uygulamasında birinci dönem haftada iki gün özel gereksinimli çocukları aileleriyle birlikte davet ettik. İkinci dönem de gönüllü öğrencilerin katılımıyla programı devam ettirdik. Dolayısıyla engelli çocuklarla birlikte yıl boyunca devam eden bir programımız oldu.

"Gönüllü öğrenci" mutlaka BESYO'dan mı olmalı? Başka bölümlerden de bu projelerde yer almak isteyecekler katılabilir mi?

Elbette her yerden olabilir. Zaten ÇOMÜ'de Engelsiz Yaşam Topluluğu var. Birinci dönem oradan da öğrenciler katıldılar programımıza. Her bölümden öğrenciler olabilir. Katılmak isteyecek herkes bizimle irtibata geçebilir.

Bir ders olmanın ötesinde, bu alanda çalışacak kişileri yetiştiren programlar da var mı?

Biz Türkiye'de gerçekten emekleme aşamasındayız. Bu alanda hizmet veren tek 'Engelli Bireyler için Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu' Malatya'da; ilk mezunlarını üç yıl sonra verecek. Bu tür okulların çoğalması, mevcut BESYO'lar içerisinde de bu programın zenginleştirilmesi lazım. Son yıllardaki eğilim bu çocukların diğer akranlarıyla birlikte eğitilmeleri yönünde. Artık sadece beden eğitimi öğretmenleri değil, tüm branşlardaki öğretmenler bu çocuklarla çalışacaklar ve "Ben bu konuda eğitim almadım, bilmem" deme lüksleri olmayacak.

Engelli bireylerde okullaşma oranı ne civarda?

Birkaç yıl öncesinin rakamları yüzde 4 civarında. Bu çok düşük bir oran. Öğretmenler "Özel eğitim okulları var; buraya niye geliyor bu çocuklar" diyorlar özel öğrenciler için. Tüm bunlardan dolayı öğretmenleri eleştirmek de doğru değil. Çünkü bu, eğitim sürecinin bir sonucudur. Öğretmen yetiştirme programlarında böyle bir konuya yer vermezseniz, öğretmenden nasıl olumlu bir tutum geliştirmesini bekleyebilirsiniz? Öğretmenlerin Türkiye'de özel eğitim alanında eğitim almaya başlaması YÖK'ün eğitim fakültelerini yeniden yapılandırması çerçevesinde 2005 yılında başladı. Öğretmenleri suçlamamız haksızlık, onların da bu konuda donanımı yok. Tabii bu alanda yapılacakları belirlemek için yapılacak çalıştaylar, aktiviteler çok önemli. Böylelikle engelli bireyler için fiziksel aktivite alanı; bir bilim, hak, hizmet ve bir meslek olarak gelişebilecek.

Önümüzdeki günlerde ÇOMÜ bünyesinde böyle bir çalıştay başlıyor diye biliyoruz; bu çalıştayla ilgili biraz bilgi verebilir misiniz?

Temmuz ayında Erasmus kapsamında bir aylık yoğun programımız var. Bulgaristan, İtalya ve Çek Cumhuriyetinden yüksek lisans öğrencilerinden oluşan on beş öğretim elemanı gelecek. Projenin ev sahibi ÇOMÜ. Dardonos'ta ağırlayacağız onları. Engelliler için fiziksel aktivite alanında Türkiye'de yapılacak ilk yoğun program olacak. Diğer taraftan 2013 yılında bir dünya kongresi düzenliyoruz. Bu İstanbul'da gerçekleştirilecek. Yeditepe Üniversitesi, Uluslararası Engelli Bireyler için Fiziksel Aktivite Federasyonu ve Çanakkale'deki Engelli Bireyler için Fiziksel Aktivite Derneği bir arada düzenliyor.

Çok teşekkürler hocam vakit ayırdığınız için...

Ben teşekkür ederim.

Röportaj: Aslı Topsoy

Editör: Öznur B. Doğangün

İlgili haber kaynağı